Gece Büyüyen Ağaç
Bu masal; Psikolog Şeyma Ayden, Pedagog Hande Naziksoy ve Çocuk Gelişimci Melike Buse Demir tarafından gözden geçirilmiştir.
Bir zamanlar, sessiz bir ormanın içinde, kimsenin çok dikkat etmediği bir ağaç varmış. Bu ağaç ne en uzun ağaçmış, ne de en kalın. Üzerinde rengarenk çiçekler de yokmuş. Ama yine de ormanda yaşayan herkes onu severmiş. Çünkü bu ağacın yanında durunca insanın içi sakinleşirmiş.
Gündüzleri güneş ağacın yapraklarının arasından geçer, gölgesi çimenlerin üstüne düşermiş. Kuşlar dallarında dinlenir, rüzgâr yapraklarını hafifçe kıpırdatırmış.
Ama geceleri…
Ormanda çok az kişinin bildiği bir sır varmış. Bu ağaç, geceleri değişirmiş. Kimse fark etmeden. Kimse duymadan. Sanki orman uyurken ağaç kendi kendine küçük bir şey yaparmış.
O akşam küçük bir çocuk yatağında uzanmış, elinde kitabını okuyormuş. Battaniyesi dizlerine kadar çekiliymiş. Yastığı sırtını tutuyormuş. Oda sessizmiş. Kitabın sayfaları yavaş yavaş çevriliyormuş.
Çocuk bir sayfayı daha okumuş. Sonra bir sayfa daha. Ama gözleri artık satırların üstünde biraz daha ağır duruyormuş.
Bir an durup pencereden dışarı bakmış.
Çünkü gece gelmiş. Ve gece gelince her şey biraz yavaşlarmış.
Çocuk bir sayfayı daha okumuş. Sonra kitabı dizlerinin üstünde tutup bir an durmuş. Pencereden dışarı bakmış. Orman ayışığı altında sessizce duruyormuş. Ağaçlar uzun gölgeler oluşturmuş. Ama bu gölgeler korkutucu değilmiş. Sadece gecenin şekliymiş.
Çocuk gözlerini kısmış. Sonra ormanın içindeki o ağacı görmüş. Sessiz duran o ağacı.
Çocuk bir an onu izlerken, ağacın dallarının çok hafifçe kıpırdadığını fark etmiş. Ama rüzgâr esmiyormuş.
Çocuk şaşırmış.
“Sen… hareket ediyor musun?” diye fısıldamış.
Ağaç cevap vermemiş. Ama yaprakları ay ışığında usulca sallanmış. Sanki “ben buradayım” demek ister gibi.
Çocuk kitabını kapatmış. Başucuna bırakmış. Battaniyesini biraz daha çekmiş. Ve o ağacı izlemeye devam etmiş.
Ağaç hâlâ aynı ağaçmış.
Ama sanki… Biraz daha yukarı uzanıyormuş gibiymiş. Çok az. Çok yavaş. Öyle yavaş ki, gözle görmek bile zormuş.
Çocuk kendi kendine düşünmüş:
“Belki ağaç bir gecede değişmiyordur… ama her gece biraz ilerliyordur.”
Bu düşünce çocuğun hoşuna gitmiş.
Çünkü çocuk bazen bazı şeyleri hemen yapamadığında üzülüyormuş. Bazen ayakkabısını bağlamak zor geliyormuş. Bazen bir kelimeyi söyleyemiyormuş. Bazen bir resmi tam istediği gibi çizemiyormuş.
Ve o zaman içinden şöyle geçiyormuş:
“Neden hemen olmuyor?”
Ama şimdi, o ağaca bakarken başka bir şey anlamış.
Ağaç acele etmiyormuş. Kimse ona “hadi büyü” demiyormuş. Ağaç sadece… Kendi zamanında oluyormuş.
Gece olunca orman da acele etmiyormuş. Ay acele etmiyormuş. Yıldızlar acele etmiyormuş. Her şey, olması gerektiği gibi yavaş yavaş ilerliyormuş.
Çocuk içinden hafifçe gülümsemiş.
“Demek her şeyin bir zamanı var,” diye düşünmüş.
“Demek bazen beklemek de ilerlemek demek.”
Bu düşünce çocuğun kalbini rahatlatmış. Sanki içindeki acele duygusu küçülmüş.
Battaniyesini çenesine kadar çekmiş. Nefes almış. Yavaşça vermiş. Bir daha.
Orman sessizmiş. Ağaç dışarıda sakin sakin duruyormuş. Belki yine biraz değişiyormuş. Belki biraz daha uzuyormuş. Ama çocuk bunu bilmek zorunda değilmiş.
Çünkü bazı şeyler… Hemen olmazmış. Ama olurmuş.
Çocuk gözlerini kapatmış. Oda sıcacıkmış. Ay pencereden içeri hafif bir ışık bırakmış.
Ve çocuk, hiçbir şeyi hızlandırmaya çalışmadan, olduğu gibi kalmaya izin vererek, yumuşacık bir uykuya dalmış.